Konfüçyus’a göre gökle toprak arasında bir güzelliğin terennümü olan müzik, insana Yaratıcı tarafından bahşedilen ilahi bir lütuftur. En derunumuzda bulunan, kimselere anlatamadığımız duygularımızı müzik vasıtasıyla dile getirir, onunla ruhumuzu aydınlatırız. Gönülden çıkan nağmeleri kulağımız değil ruhumuzdur duyan. İnsan yaşamında önemli bir yeri olan müziğin, cinsi latifin hayatındaki yerinin apayrı olduğu ise yadsınamaz. Bu nedenle ezgi en çok kadına yaraşır. Farklı kabiliyetlerle yaratılan kadın, ne kadar sınırlandırılsa da duvarlarını yıkarak ruhundaki güzellikleri, acıları, sevincini, aşkını, öfkesini nağmelere dökerek kendini ifade etmeyi başarır.

Kadın her zaman müzikle iç içe olmuştur. Padişahlar tarafından Osmanlı sarayında cariyelere musiki dersleri verdirilmiş hatta Sultan Abdülmecid sarayda bir kadın orkestrası kurdurmuştur. Tarihten bugüne hem sesi hem güfteleri hem de besteleriyle müziğin zirvesine çıkmış birçok kadın sanatçı mevcuttur: Dilhayat Kalfa, Dürr-i Nigar Hanım, Fatma Sultan Fehime Sultan, Hatice Sultan, Kadriye Sultan, Kevser Hanım, Reftar Kalfa; reayadan Anjel, Eleni, Büyük Mori, Virjin, Amelya… Ortadoğu’nun büyük sesi Ümmü Gülsüm, Fransa’da ilk kadın besteci unvanını alan Lili Boulanger, ablası ilk kadın orkestra şefi ve bestekâr Nadia Boulanger… Günümüzdeki başarılı müzisyen kadınlar ise “Tam ihtiyacım olan şarkı bu.” dedirten sesleri ve sözleriyle gönül telimizi titretmeye devam ediyorlar.

Sonuç olarak ulusların ortak dili olan müzik bir ülkenin kültürünün, medeniyetinin sembolüdür. Bunu en mükemmel şekilde temsil eden de nahif bir ruha sahip olan kadındır. Kadın, var oldukça ülkesini müziğiyle muâsır medeniyet seviyesine çıkaracaktır.

Fazilet BOZKURT