Nâyi Osman Dede’nin Müzik Yazısına Dair Birkaç Belge

Prof. Dr. Nilgün Doğrusöz Dişiaçık

Giriş

Bu makale1, Nâyi Osman Dede’nin (1652–1730) müzik yazısı hakkındaki mevcut bilgileri değerlendirerek ve daha önce yayımlanmadığını düşündüğümüz birkaç belgeyi kullanarak müzik yazısının özelliklerini ortaya koyabilmeyi amaçlamaktadır.

Nâyi Osman Dede’nin müzik yazısına dair günümüz kaynaklarında bazı eksik bilgilere rastlanmaktadır. Bu konuda bilgi veren günümüzdeki ilk başvuru eserleri olan müzik ansiklopedileri ele alınmıştır. Değerlendirirken kaynakların kronolojik olarak sıralanmasına dikkat edilmiştir. Yılmaz Öztuna, Türk Musikisi Ansiklopedisi’nin “Nota Yazısı” maddesinde Nâyi Osman Dede’nin ebced müzik yazısı oluşturduğunu, ebced yazısında noktalı harfler noktasız kullanıldığı halde, bu yazıda harflerin noktaları ile yazıldığını, ayrıca harflerin hep bir sekizli pestlerini işaretleyen harflerin üzerine çizgi çekilerek gösterildiğini belirterek perde dizgesini sıralar (Öztuna 1974, 98). Yazar, Kantemiroğlu’nun eserinden söz ederken ise Osman Dede’nin de böyle bir mecmuası olduğunu, ancak bugün elimizde olmadığını belirtirken, Kantemir’in müzik yazısının da ebced olduğunu sözlerine ekler (Öztuna 1974, 98).

1984 yılında yayımlanmış olan Müzik Ansiklopedisi’nde, “müzik yazıları” maddesi Sayın Adnan Atalay tarafından yazılmıştır. Oldukça detaylı ve nitelikli olan bu maddede Nâyi Osman Dede (1652–1730) ve Şeyh Abdülbaki Nasır Dede (1765-1821 ) tarafından iki ayrı ebced yazısı geliştirdiklerini, Nâyi Osman Dede’nin yazmalarının zamanla kaybolduğu ve günümüze örneğinin gelmediğini belirterek, ihtiyatlı davranmış ve “ebced yazısı olmayabilir” notunu sözlerine eklemiştir (Say 1984, 914).

Yılmaz Öztuna’nın ebced diye tanımladığı ve adlarını verdiği Osman Dede’nin perdeleriyle Kantemiroğlu’nun müzik yazısı benzerlik göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, hem Nâyi Osman Dede’nin hem de Kantemiroğlu’nun müzik yazısı bir harf yazısıdır, ebced müzik yazısı değildir.  Şu durumda kısaca ebced nedir açıklayalım. Ebced, Eski Sami alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapçaya mahsus sesleri gösteren harfler ilave edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden on’a kadar sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünüdür. Bu harfler sekiz gruba ayrıldıktan sonra, manası olmayan şu sekiz kelime meydana gelmiştir: Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, vb. (Devellioğlu 1990, 234). Müzik yazısı olarak ebcedin kullanımında esas, belli harflerin, belli perdelere belli noktalara karşılık gelmesidir. Birinci perde 1 sayısını gösteren (elif) harfiyle ikinci perde iki sayısını gösteren (be) harfliyle vb. temsil edilirler. Bu işaretlerin ne kadar süre uzatılacağı, altlarına konulan rakamlarla gösterilir.

Ansiklopedik bilgilerden ve ebced müzik yazısının nasıl bir yazı çeşidi olduğunu açıkladıktan sonra 1996 yılında Popescue-Judetz’in üç bölümden oluşan Türk Kültürünün Anlamları adlı kitabının “Nota Yazım Türleri” başlıklı birinci bölümünde yazar, Nâyi Osman Dede’nin kitabını bizzat görme şansını elde etmiş ve kitabın tanıtımını yaparak müzik yazısı hakkında bize oldukça önemli ve yeni bilgiler vermiştir. Popescue-Judetz, bu müzik yazısının Kantemiroğlu müzik yazısına benzediğini açıkça yazmaktadır. Birazdan bu konuya tekrar döneceğiz ve yazıya daha yakından bakacağız.

Popescue-Judetz’in kitabından habersiz olan bazı araştırmacılar olmuş, ansiklopediyi referans alarak Nâyi Osman Dede’nin müzik yazısının ebced olabileceğini tekrarlamışlardır. Bu ve buna benzer araştırmaların referans olarak Sayın Öztuna’nın ansiklopedisini kullanmış oldukları görülmektedir.

Araştırmacıların neden bu fikre sahip olduklarını düşündüğümüzde akla gelen ilk cevaplar şunlar olabilir: Nâyi Osman Dede’nin torunu Yenikapı Mevlevihanesinin şeyhi Abdülbaki Nasır Dede’dir ve ebced müzik yazısını geliştirmiştir. Geliştirdiği bu yazı hakkındaki bilgileri de Tahririye adlı kitabında yazmıştır. Araştırmacılar, belki bu iki ismi ilişkilendirerek silsile fikrinden yola çıkıp, aynı yazıyı yani ebcedi kullanmış olabileceklerini düşünmektedirler ya da yazı hangi türde olursa olsun Arap harflerinden oluşan müzik yazılarını ebced olarak adlandırmayı uygun görmektedirler. Bir başka cevap ise iyice araştırmaksızın yinelenen bilgilerden kaynaklanmaktadır. Bir yazı türünü adlandırmak için kitabı görmek yeterli olmayabilir. Yazıları tanımlamak da önemli bir konudur, Osmanlı Türkçesi ve müzik yazı türleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.

Popescue-Judetz ve Nâyi Osman Dede’nin Kitabı

Şimdi tekrar Popescue-Judetz’in Nâyi Osman Dede’nin kitabı hakkında verdiği bilgilere bir göz atalım (Popescu-Judetz 1996, 37–39):

“Bu el yazması harf notasıyla yazılmış 100 yapraklı bir defterdir. Defterin sayfaları 200 mm.x 93 mm. boyutundadır. Defterin hâki renkli deriyle kaplı bir cildi vardır, içindeki yazılar siyah mürekkeple bölüm başlıkları da yaldızlı harflerle yazılmıştır. Yazı türü olarak nesih kullanılmıştır. Birinci yaprakta yazarın derviş Osman el-mevlevi fi tekke-yi Galata imzası yazmanın en üst köşesinde yer almaktadır. Bu defterdeki en eski imzadır. Aynı yaprakta başka imzalar da vardır: el-fakir el-şeyh Seyyid Abdülbâki el-mevlevihâne-i cedid; el-fakir el şeyh Hüseyn Salâheddin el-mevlevi, mevlevihâne-i bab-ı cedîd; el-fakîr el şeyh Seyyid Osman Salâheddin el-mevleîi, mevlevihâne-i bâb-ı cedîd. Sayfanın kenarına 1227 cemaziül sani yevm 7 (17 Haziran 1812) tarihi yazılmıştır; bu tarih defterin son sahibince yazılmış olabilir.

Defterde 70 dolayında saz eseri yazılıdır (65 peşrev ile birkaç semai).  Buradaki parçaların çoğu Ufki’de ve Kantemiroğlu’nun derlemesinde ve Kevseri Mecmuâsında da vardır.”

Popesque-Judetz, bölüm başlıklarının yaldızlı olduğunu yazar ancak Segâh makamında iki eserin bulunduğu elimizdeki sayfada başlığın kırmızı mürekkeple yazıldığına da rastladım (Nâyi Osman Dede, 68).

Popescue-Judetz şu eserlerin notası verilmiştir diyerek eser adlarını peşrevler ve semailer olarak sıralar. Ardından Nâyi Osman Dede’nin perde dizgesini Kantemiroğlu müzik yazısı ile karşılaştırmalı olarak verir (Bkz.Tablo 1). Tablonun bu hali Yılmaz Öztuna’nın vermiş olduğu perde dizgesiyle büyük bir benzerlik göstermektedir. Tablo aşağıda görülebilir:

Tablo 1. Popescu-Judetz 1996, 39-40

Nâyi Osman Dede’ye ait Birkaç Belge

Belge 1. Nâyi Osman Dede’nin kitabından iç kapak

Belge 2. Nâyi Osman Dede, Der fasl-ı Nikriz, usuleş Sakil, Muzaffer

Nâyi Osman Dede’nin müzik yazısı hakkında yazılmış bilgilere değindik. Popescue-Judetz yalnızca kitap ve içeriği hakkında bilgiler verebilmiş, eserden bir örnek göstermesi mümkün olmamıştır. Kitabı, İsmail Baha Sürelsan’da (1912-1918) iken kısa bir süre görme şansını elde etmiştir. Bilindiği üzere, Sürelsan’da emanet duran kitap Rauf Yekta Bey’in (1871- 1935) torunu Yavuz Yekta’ya (d.1930) geçmiştir. Sayın Yekta’nın kitaptan birkaç adet belgeyi tarafıma vererek yayımlanmasına izin vermesiyle makalemiz ortaya çıkmıştır. Dileğimiz bir an önce bu ve bunun gibi değerli eserlerin daha çok kişinin istifadesine sunulmasıdır. Çünkü müzik tarihimiz ancak bu belgelerin gün yüzüne çıkmasıyla tamamlanabilecektir.

Şimdi elimizdeki belgeleri kısaca tanıtalım:

Bu belgelerden biri Popescue-Judetz’in zikrettiği bazı isimlerin yazılı olduğu birinci yapraktır (Bkz. Belge 1). Diğer belgeler ise müzik yazısından üç örnektir ancak bu yazımızda yalnızca birini sizlere tanıtacağız. (Bkz. Belge 2). Bir başka belge ise Yavuz Yekta’nın, Rauf Yekta’nın kaleme aldığını belirttiği Nâyi Osman Dede’nin perde dizgesidir (Bkz. Belge 3). Böylece Nâyi Osman Dede’nin müzik yazısını hem ilk kez belgelemiş hem de günümüz notasına çeviriyazımı yaparak elde ettiğimiz yeni bilgileri sizlerle paylaşmış olacağız.

Nâyi Osman Dede ve Kantemiroğlu’nun Müzik Yazısının Özellikleri

Nâyi Osman Dede’nin ve Kantemiroğlu’nun müzik yazılarının birbirlerine benzerliği fikrinden yola çıkarak karşılaştırmalı bir inceleme yapmayı uygun gördük.

Nâyi Osman Dede’nin çeviriyazımını yaparak incelediğimiz eser Nikriz makamında, Sakil usulünde, Muzaffer tarafından bestelenmiştir. Aynı eserin Yalçın Tura’nın hazırladığı Kantemiroğlu’nun kitabından da bulunması bize karşılaştırmalı bir inceleme fırsatı vermiştir. Eser, Nâyi Osman Dede’de Der Fasl-ı Nikriz, Usuleş Sakil, Nâmeş Muzaffer başlığı (Bkz. Belge 2) ile Kantemiroğlu’nda ise Nikriz, Sakil-i Muzaffer başlığı ile yer almaktadır.

Elimizdeki bu eserden hareket ederek Nâyi Osman Dede’nin müzik yazısının özelliklerini perde dizgesi, süre işaretleri, yapısal ve melodik özelliklerini başlıklar halinde inceledik.

Perde Dizgesi

Burada üzerinde duracağımız ilk konu perde dizgesi olacaktır. İncelediğimiz Nikriz makamındaki eserde perde dizgesinde bazı farklılıklarla karşılaştık. Şöyle ki, Çargah ile Neva arasındaki yarım perdeyi Kantemiroğlu Uzzal olarak adlandırıp  lam ile gösterirken, Osman Dede Nikriz olarak adlandırmakta ve nun-kef-re ile göstermektedir ve perde adı ile uyumlu bir şekilde kodlamıştır. Rast ile Irak arasındaki perde Kantemiroğlu’nda Rehavi adını alıp re ile gösterilirken, Nâyi Osman Dede’de bu perdenin adı Geveşt’tir ve Kef-vav-şin-te olarak gösterilir. Hüseyni ve Eviç arasında kalan Acem perdesi Kantemiroğlu’nda ayın ile gösterirken, Nâyi Osman Dede’de ayın-mim olarak gösterilmektedir. Kantemiroğlu’nda Muhayyer perdesi mim ile gösterilirken Nâyi Osman Dede’de mim-ha kullanılmıştır. Nâyi Osman Dede üst sekizlide Tiz Segâh’tan itibaren başlayarak, pest sekizlideki işaretlerin aynısını, üzerilerine sadece kısa çizgiler ekleyip ikinci oktavdaki sesler için kullanmıştır denilmesine rağmen, incelenen eserde böyle bir durum ile karşılaşılmamıştır. Kantemiroğlu’ndan farklı olarak Nâyi Osman Dede’de üst sekizlideki harfler ilk perde aynı kalmak suretiyle elif ve kef ilavesiyle belirtilir. Tiz Segâh sin -kef ile Tiz Çargâh cim-kef ile gösterilmektedir. Diğer perdeler Kantemiroğlu ile aynıdır. Çeviriyazım sonucu incelediğimiz eserden oluşan Nâyi Osman Dede’nin perde dizgesini içeren tablo aşağıda görülebilir:

Perde adı Harfler
Geveşt Kef-vav-şin-te
Rast Ra
Dügah Dal
Segah Sin
Çargah Çim-elif
Nikriz Nun-kef-re
Neva He
Hüseyni Ha
Acem Ayın-mim
Eviç Elif
Gerdaniye Kef
Muhayyer Mim-ha
Tiz segah Sin-kef
Tiz çargah Çim-kef

 Tablo 2. Nâyi Osman Dede’nin nikriz makamında kullandığı perde dizgesi

Şimdi Rauf Yekta’nın yazdığı belgeyi inceleyim. Bu belgede Yekta’nın, tereddütte kaldığı harf ve harf gruplarının yanına (?) işareti koyduğunu görmekteyiz. Belge 3’ten çıkardığımız sonuçlara göre aşağıdaki tablo ortaya çıkmaktadır:

Belge 3. Rauf Yekta’nın el yazısı ile Nâyi Osman Dede’nin perde dizgesi

Perde Adı Harfler
Yegah (?)
Hüseyni Aşiran Ayın-şın-ye-nun
Irak Ayın-ra
Geveşt Kef-vav-şın-te
Rast Ra
Zengule Ze-kef-lam-he
Dügah Dal
Kürdi/Nihavent Nun-he-elif
Buselik Be-vav-lam-kef
Çargah Çim-elif
Hicaz /Uzzal/Nikriz Nun kef-re
Saba Sad-elif
Neva he
Hüseyni ha
Acem Ayın-mim
Evc Elif
Gerdaniye Kef
Şehnaz Şın-he-nun-elif
Muhayyer Mim-he
Sünbüle He-elif (?)
Tiz Segah Sin-kef  (?)
Tiz Çargah Çim-kef
Tiz Uzzal Ayın-ze-elif-lam
Tiz Neva Nun-vav-elif (?)

Tablo 3. Rauf  Yekta’nın el yazısı ile Nâyi Osman Dede’nin perde dizgesi

Rauf Yekta’nın tespit ettiği perde sayısı Yegah’tan Tiz Neva’ya kadar iki oktav içerisinde 24’tür. Yekta, bu iki oktav içerisinde bazı perdelerin adlarını anar ama harflerini göstermez hatta bazı perde adları hiç geçmez.  Şöyle ki; Kürdi perdesini kırmızı kalemle yazmış ve sağında Hamparsum müzik yazısı işareti ile göstermiştir (Bkz. Belge 3). Bu perde nun-he-elif harfleri ile gösterildiğinden Nihavent olmalıdır. Yekta, Hicaz ve Uzzal perdelerini yazmış, nun-kef-re ile Nikriz perdesini göstermiştir. Uzzal’in üst sekizlide Tiz Uzzal adıyla yer alması orta sekizlide de harflerle gösterilmesini gerekli kılmaktadır. Elimizde bulunan Segah peşrevde Neva ile Hüseyni arasında kalan Bayati perdesini Nâyi Osman Dede, Kantemiroğlu müzik yazısında olduğu gibi be-ye-elif ile yazmakta ve böylece perde sayısı 25’e çıkmaktadır.  Değerli müzikolog Yekta’nın çalışma kağıdında yer alan perde dizgesi tam değildir ama bazı sonuçlara varmamız için bize oldukça yardımcı olmuştur.

Sonuç olarak, Rauf Yekta’nın yazdığı perde adları ve harfler Nikriz eserde tespit ettiklerimizle aynıdır. Bu perde dizgesi, Kantemiroğlu ile karşılaştırıldığında, benzerlikler olmasına rağmen farklılıkların olduğuna tanık olmaktayız. Nâyi Osman Dede’de Rast, Dügah, Segah, Çargah, Neva, Hüseyni, Eviç ve Gerdaniye gibi tam ve Bayati gibi bazı yarım perdeler Kantemiroğlu ile aynı, ancak aradaki yarım perdelerin büyük bir çoğunluğu ve üst sekizlideki perdeler farklıdır ve sembolik bir yöntemle yazılmıştır. Osman Dede’nin, Kantemiroğlu’ndan farklı olarak bir perde için üçten fazla harfi bir araya getirdiği görülmektedir.

Süre İşaretleri

Perdelerin süresi Arap rakamları ile gösterilmektedir. Kantemiroğlu bu rakamları harf veya harf grubunun altına, Nâyi Osman Dede ise üstüne koymaktadır. Kullanılan rakamlar Kantemiroğlu’nda 8’e kadardır (Tura 2001, XLIV). Nâyi Osman Dede’deki üç eserde 1, 2, 3 ve 4 rakamları kullanılmış; her harfin üzerine bir rakam getirilmemiştir. Kantemiroğlu genelde her harfin veya harf grubunun mutlaka altına süresini gösteren rakamı belirtmektedir. Oysa Kantemiroğlu, incelediğimiz bu Nikriz eserde Nâyi Osman Dede’nin de yaptığı gibi seyrek olarak yerleştirmiştir. Bunu belge 2 üzerinde biraz açıklayalım. Eserin usulü Sakil’dir ve 48 zamanlı bir usuldür. Birim zamanı çeviriyazımda da görüldüğü üzere 4’lük aldım. Buna göre, Nâyi Osman Dede Nikriz eserin serhanesinde, yaldızlı mim harfinin bulunduğu yere kadar üstüne rakam yazılan perde adı ve rakamları şöyle sıralanmaktadır: Rast 4, Rast 2, Neva 2, Neva 2, Neva 2, Segâh 2, Dügâh 2, Segâh 2 ve Rast 4 rakamı konulmuştur. Bu sayı toplamda 22 eder. 48’e tamamlamak için üstüne rakam konmamış olan perdelerin 4’lük olacağı anlamı çıkar. Bir başka deyişle perdelerin üstüne 1 rakamı konulmuş olarak düşünülür ve böylece 48 zamanlık usule ulaşılmış olur. Kantemiroğlu’nun Nikriz müzik yazısında küçük bir farkla aynı durum söz konusudur.

Kantemiroğlu ve Nâyi Osman Dede eğer birim zamanı iki eşit parçaya bölmek istediklerinde iki harf ya da harf grubunun arasına gelecek şekilde bir rakam yerleştirmektedir. Nâyi Osman Dede, Segâh makamındaki bir eserde Arap rakamı ile 1 yazıp, rakamın altına bir çizgi çeker:(┴) Bu işaret ile yine süreyi iki eşit parçaya bölmektedir. Bazen çizgi kullanıp bazen kullanmaması bağ işaretini akla getirebilir.

Nâyi Osman Dede, usulün ya da müzik cümlesinin bittiği yere “temme” yani bitti anlamına gelen “mim” harfini koymaktadır.  İncelediğimiz başkaca bir eserde bölüm sonlarında “m” harfinden sonra ya da önce bir işaret konulduğu görülmüştür (·/ ). Kantemiroğlu’nda ise nota bölümünün ortalarına doğru yer yer nokta, ok, zambak çiçeği vb. gibi bir takım imlerle usul ya da cümle sonlarının belirtildiği görülmektedir (Tura 2001, XLVII).

Nikriz eserde hem Kantemiroğlu’nda hem de Nâyi Osman Dede’de lazimeyle birlikte düzensiz olsa da yaldızlı mürekkep kullanılarak noktalar konulmuştur. Tam olarak bir ölçü kavramından söz edemesek bile yazımda kolaylık sağladığı için kullanılmış olabilir. Kabaca, düzensiz olan bu bölünme 8/4 ya da 4/4 lük şeklindedir.

Sonuç olarak incelediğimiz eserde süreleri gösterme özelliği önemli derecede benzerlik taşımaktadır.

Çeviri Nota 1.
Nâyi Osman Dede (Çev. Nilgün Doğrusöz)

Eserin Yapısal ve Melodik Özellikleri

Her iki eser yapısal ve melodik özellikleri bakımından benzerlik göstermektedir. Bölümlere göre özellikler kısaca şunlardır:

[Ser hane]

Her iki eserde de usul 4 kere devr eder.  Usulün üçüncü devrine kadar eserler benzer yapıdadır ancak 3. devirde Tura’nın köşeli parantez içerisindeki ilavesi (Bkz.çeviri nota 3, 2.satır başı) Nâyi Osman Dede’nin müzik cümlesinden farklıdır (Bkz. çeviri nota 1, 6.satır başı).

Lazime

Her  iki eserde benzer bir yapıdadır ve usul 3 kere devr eder.

Çeviri Nota 2. Nâyi Osman Dede (Çev. Nilgün Doğrusöz)

Hane-i Sâni

Bir kaç küçük farklı yazılımla her iki eser de benzer bir yapıdadır. Farklılık  hanenin başındadır. Kantemiroğlu’nda (Bkz.çeviri nota 4, hane-i saninin 2.satır başı) yer alan Aşiran perdesi Nâyi Osman Dede’de (Bkz.çeviri nota 2, hane-i saninin 2.satırı) Geveşt’tir. Yine bu hanede devam eden 3’lü atlamalar ile devam eden müzik cümlesi Kantemiroğlu’nda (Bkz.çeviri nota 4, hane-i saninin 3.satır sonu) mi-si beşlisi ile başlar. Oysa Nâyi Osman Dede’de (Bkz.çeviri nota 2, hane-i saninin 3.satırı) mi-sol’dür. Usul devri aynıdır, 2 kere devr eder.

Hane-i Sâlis

Her  iki eserde de yapı aynıdır. Usul 3 kere devr eder ve lazime çalınır.

Sonuçta, Kantemiroğlu’nun kaleme aldığı Nikriz eserde bazı eksik kısımlar Yalçın Tura tarafından metin tamiri yoluna gidilerek  tamamlanmıştır. Oysa, Nâyi Osman Dede’nin eserinde herhangi bir eksiklik görülmemektedir. Nâyi Osman Dede’nin Nikriz eseri kaleme alışı bize daha doğru görünmektedir.

Belge 4. Kantemiroğlu, s.196

Çeviri Nota 3. Kantemiroğlu (Çev. Yalçın Tura)

Eserin Çeviriyazımında Tutulan Yol

Yalçın Tura’nın Kantemiroğlu eserinin çeviriyazımında gerekçelerini açıklayarak ve hatta belgeleyerek izlediği (Bkz. Çeviri Nota 3-5) yolu kabul ettik. Tura, çalışmasında bu durumu şöyle açıklıyor: ”Kantemiroğlu’nun icat ettiği notadaki perde imlerinin, Batı notasında hangi seslerle gösterilmesi gerektiğini, hangi seslerin karşılığı olduğunu, kendi eliyle bir kağıda yazıp bırakmıştı ve Rusya’daki evrakı arasında duran kağıt bulunup yayımlanmıştı” (Tura 2001, LIII). Yani bizde batı la’sını (diyapazon la) kabul ettik ve çeviriyazım eserimizde Rast’ı ifade eden “ra” harfini “re” notasına karşılık gelecek şekilde yazdık.

Çeviri Nota 4. Kantemiroğlu (Çev. Yalçın Tura)

Çeviri Nota 5. Kantemiroğlu (Çev. Yalçın Tura)

Kendi eklediğimiz kısımları [ ] köşeli ayraç içerisinde gösterdik. Mesela birinci haneyi gösteren bir ibare olmadığından dönemin kullandığı terminoloji göz önüne alınarak “serhane”yi ekledik. Lazime sonuna Yalçın Tura’nın kullandığı uluslararası terminoloji ile eserin bittiği yeri (fine) ve üçüncü haneden sonra lazime diye ifade edilen yerden lazimeye dönüleceğini göstermek için dal al fine ve senyo işareti kullanılmıştır (Bkz. Çeviri Nota 1-2).

Sonuç

Elimizdeki eserlerden çıkardığımız özellikleri giriş kısmında belirttiğimiz ansiklopedilerdeki eksik ve hatalı bilgileri düzeltebilmek amacıyla Nâyi Osman Dede’nin müzik yazısının özelliklerini şu alt başlıklar altında toplayabiliriz.

  • Harf müzik yazısıdır, perde isimlerini çağrıştıracak harf, harfler ya da heceler kullanılmıştır.
  • Harfler ebced müzik yazısında olduğu gibi noktasızdır.
  • Süreleri gösteren rakamlar müzik yazısının üstüne konulmaktadır. (Kantemiroğlu’nda alta yazılmaktadır.)
  • 1, 2, 3, 4 rakamlarını kullanmakta ve her harf ya da harf grubunun üstüne değil seyrek olarak olması gereken yerlere yazılmaktadır.
  • Üst sekizlideki perdeler, üzerilerine çizgi çekilerek elde edilmemiştir. Üste çizilen çizgi iki nota değerinin eşit olarak bölünmesi anlamında kullanılmıştır.
  • Usul ya da başka bir deyişle müzik cümlesi tamamlandığında temme yani bitti anlamına gelen “mim” harfi kullanılmaktadır.
  • Sus işaretleri Kantemiroğlu yazısında olduğu gibi hiç kullanılmamıştır.

Referanslar

  • Devellioğlu, Ferit. 1990. Osmanlıca-Türkçe Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi.
  • Kantemiroğlu. 2001. Kitabu İlmil Musiki ala Vechil Hurufat (Haz. Y. Tura). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Öztuna, Yılmaz. 1974. Türk Musikisi Ansiklopedisi (2. Cilt). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
  • Popescue-Judetz, Eugenia. 1996. Türk Musiki Kültürünün Anlamları (Çev. B. Aksoy). İstanbul: Pan Yayıncılık.
  • Say, Ahmet (Ed.). 1985. Müzik Ansiklopedisi, “müzik yazıları” (3. Cilt). Ankara: Sanem Matbaası.
  • Yavuz Yekta Arşivi

[*] Nâyi Osman Dede’ye ait kitaptan birkaç yaprak lütfeden Sayın Yavuz Yekta’ya teşekkür ederim.

  1. Bu yazının orijinali, 2006 senesinde, Mûsikîşinas dergisinin 8. sayısında (s. 47-66) yayımlanmıştır.
Yazar: |2018-10-29T11:22:43+00:0018 Mayıs, 2018|Akademik, Makaleler|0 Yorum

Yazar Hakkında:

1967 yılında İzmir’de doğdu. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı’nda öğreniminden sonra akademik kariyerine Gaziantep Üniversitesi TMDK’da başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından 2000 yılında araştırma için yurtdışına gönderildi ve bir yıl New England Konservatuarı’nda ve bir yıl da Harvard Üniversitesi’nde The Center for Middle Eastern Studies bölümünde misafir öğretim elemanı olarak bulundu. Hem Osmanlı/Türk müziği üzerine dersler verdi hem de araştırmalarına devam etti. 2004 yılında müzikoloji doçenti oldu. Çalışmalarını tarihsel müzikoloji üzerine yoğunlaştırdı. Doğrusöz’ün 2008 yılında Cem Ünver ile hazırladığı Virginia Danielson’ın Mısır’ın Sesi Ümmü Gülsüm arap Şarkısı ve Yirminci Yüzyılda Mısır Toplumu adlı bir çeviri kitabı, 2009 yılında Recep Uslu ile hazırladıkları Abdülbaki Nasır Dede’nin Müzik Yazısı “Tahririye” adlı kitabı, 2012 yılında yayınlanan 18. Yüzyıl Osmanlı Türk Müziği Çalışmaları, Mûsikî Risâleleri (Ankara Milli Kütüphane, 131 Numaralı Yazma) başlıklı kitabı ve yine aynı yıl içerisinde Recep Uslu ve Ali Tan ile hazırladığı Itrî İzleri isimli kitabı bulunmaktadır. 2013 yılında Profesör kadrosuna atandı. 2014 yılında İTÜ Osmanlı-Türk Müziği Çalışma Grubunu kurdu. Ali Rifat Çağatay envanteri bu grupla hazırladığı ilk projedir. Halen İTÜ TMDK Müzik Teorisi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesidir.

Yorum Bırak