Müzikal Belleğin Asırlık İzleri: Selanik Şehrinde Bir Şark Kahvesi (Kafeneion to Anatolikon)

 

Eylül Doğan

Yeni rıhtım, akşamları, otelleriyle ve özellikle eğlence salonları ve müzikal kafeleriyle, Selaniklilerin gezintilerindeki en önemli çekim merkezini oluşturuyordu. Dönemin rehberlerinde çoğunlukla adları belirtilen eğlence salonları rıhtımın üzerindeki Jupiter ve Elhamra, Egnatia’daki Eden ve Frenk Mahallesi’ndeki kentin en eskisi İtalyan Tiyatrosu idi. İtalyan opera turupları, turnedeki Fransız komedyenleri, Atina’nın en iyi tiyatro kumpanyaları Selanik sahnelerinde boy gösteriyorlardı; tıpkı İzmir, İskenderiye ve İstanbul sahnelerinde gösterdikleri gibi. (20.yy başlarından bir panorama, Gilles, 2001, s.183)

Mekan ve kültür ilişkisini inceleyen etnografik araştırmalar, farklı zaman dilimlerini/geçmişi yansıtan birçok görüngüyle karşılaşmaktadır. Bu görüngülerin anlam kazanabilmesi için araştırmacının farklı mekanlar arasında ”yolculuk” yapması gerekir. Çünkü, ”çok daha akışkan ve hareketli bir dünyada, şimdiye değin birbirinden kopuk görünen (kavramlaştırılan) olguların, insanların, grupların farklı zaman-mekanlarda izini sürerek” aralarındaki bağı yakalayabilmek mümkündür (Marcus, 1995, akt. Öncü&Weyland, s.22). Yaptığım bu çok mekanlı etnografik çalışma da, öngörüldüğü haliyle bir şehrin mekansal belleğinin izini sürdüğüm öznel bir seyahatti. Yunanistan’ın Selanik şehrinde kaldığım süre içerisinde, şehirde geleneksel müzik icracılarının performans sergilediği çok sayıda müzikli mekana uğrayabilme imkanı buldum. Bu deneyimler sonucunda, kahvehanelerin de içinde bulunduğu bu şehre ait müzikal dokuyu ve Anadolu coğrafyasıyla olan tarihi bağlarına dikkat çekmek istedim. Eski bir Osmanlı şehri Selanik’te edindiğim izlenimler, kentte geleneksel kahvehane ve eğlence kültürünün bir dönüşüm ve adaptasyon süreci geçirerek varlığını sürdürdüğü üzerine. 2017 yılında  şehrin merkezinde açılan Şark Kahvesi (Kafeneion to Anatolikon)1 ise, geçmişi yüzyıllar öncesine uzanan bu kültürel zincirin devam ettiğinin en önemli göstergesi.

Yukarı Kent’ten Beyaz Kule’ye Selanik’in Panoraması

Şehir, tarihi itibariyle Selanik Körfezi’nin doğusunda yer alan önemli bir liman kenti olarak bilinir. Helenistik dönemde kurulmaya başlanan kent, sırasıyla Makedon, Roma, Bizans, Venedik ve en son Osmanlı İmparatorluğu’nun kültür mirasını devralan çok eski bir kültür ve ticaret merkezine dönüşmüştür. Kent hakkında yazan Gilles, Selanik için ”Akdeniz’in büyük limanlarının kaderini paylaşır” demektedir (2001, s.27). Yazarın da ifade ettiği gibi sokakları, çarşıları, kahvehaneleri ve tarihi yapılarıyla Akdenizli toplumların sahip olduğu ortak geçmişin mekansal bir belleği gibidir Selanik. Son beş yüz yıllık tarihinde tüm diğer Osmanlı şehirleri gibi çarşı ve kahvehaneleri ile ünlenen şehrin panoraması, bugün bit pazarı, merkez çarşısı, kahvehaneleri, taverna ve meyhaneleri, cami, kilise, sinagog ve hamamlarıyla geçmişle bugün arasındaki kültürel bağı yansıtmaktadır. XVII.yüzyılda Evliya Çelebi, Seyahatnamesinin bir bölümünde yer ayırdığı şehrin atmosferini şöyle anlatır:

“Ve cümle yigirmi aded bozahâne ve cümle on yedi aded ma‘mûr ve mükellef ü mükemmel kahvehâneler var kim her birinde saz u söz ve mutrıbân u meddâhân ve gazelhân ve kaşmerân ve mukallidânlar mevcûd olup cemî‘i uşşâkân-ı zarîfân şâ’irân seyyâhân, erbâb-ı ma‘ârifân bu kahvehânelerde cem‘ olup şeb [u] rûz Hüseyin Baykara cem‘iyyetleri olur.” (Çelebi, 2003, s.68; Çelebi, 2011, s.159)

Şekil 1. Bir Selanik Panoraması

Şekil 2. Yukarı Kentin Müslüman Mahallesi 2

XX. yüzyılın başlarına dek şehrin nüfusu Müslüman, Hristiyan ve Sefarad Yahudilerinden oluşmakta, bunlar içerisinde Ermeni, Vlah, Bulgar ve Frenk topluluklar, şehrin yalnızca küçük bir kesimini oluşturmaktadır.3 Şehri tepeden izleyen Yedikule civarında – diğer bir adıyla Ano Poli veya Kastra – Müslüman mahalleleri, limana yakın ve çarşıların kurulduğu merkezde Yahudi, yine kent merkezi ve çevresinde Hristiyan mahalleleri vardır ve bu popülasyon çeşitliliği, şehrin kendi kültürel dokusunun oluşmasını sağlamıştır. XX.yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan şehirde, zamanla Müslüman ve Yahudi nüfusu azalır. 1923 Mübadelesi’nin ardından yaşanan göçler şehre yeni bir demografik yapı kazandırır, 1940’lı yıllarda gerçekleşen Alman işgaliyle birlikteyse, Yahudi nüfus yok denecek kadar düşer. Bugün kent, Selanik nüfusunun çoğunluğunu temsil eden Yunanlılar ile daha az sayıda Müslüman Türk, Yahudi, Arnavut, Pomak ve Slav topluluklardan oluşur.

Anadolu’dan Selanik’e Kahvehane Kültürü

 “Kahvehanenin bu konumu köy odaları ya da birlikte eğlenme, sohbet etme mekanlarıyla da büyük benzerlikler taşımaktaydı. Duvarlara dekor olarak çeşitli hat levhaları, efsane ve destanların simge resimleri, Hacı Bektaş- ı Veli ya da Hz. Ali ile ilgili resimler asılırdı. Tavan ve duvarların, kepenk ve sayvanların na kışları görülmeye değerdi, geniş pencerelerde şehrin en güzel manzaraları asılı olurdu, havuzlu ve fıskiyeli peykeli duvarlara kehribar ağızlıklı, kiraz ya da yasemin ağacından, pelesenkten, fildişinden veya gül ağacından yapılan çubuklar dizilirdi.” (Emeksiz, 2009, s.125)

Bir mekan olarak kahvehaneler, İstanbul ve Anadolu’da XVI.yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır (Nutku, 1997, s.65). O tarihten itibaren mekanı oluşturan müşteri profili, bulunduğu bölgenin sosyal yapısıyla birlikte farklılaşmaya başlar. Arnavut, Boşnak kahveleri, Aşık kahvehaneleri, Meddah kahvehaneleri, Semaî kahvehaneleri (çalgılı kahvehaneler), Aşçılar kahvesi gibi farklı isimlerle anılan bu mekanlar, kimi zaman içki, tütün ve afyonun eşlik ettiği bir meyhane, kültür ve düşüncelerin biçimlendiği bir millet mektebi, kimi zaman devlet politikalarının tartışıldığı, insanların sosyalleşerek zaman geçirdiği özgün bir seküler alan haline gelmiştir (Kömeçoğlu, 2018, s.75-78). Diğer bir deyişle, Osmanlı şehirlerinde kahvehane kültürü, farklı deneyimlerin yaşandığı çok anlamlı kamusal bir mekan olarak farklı müşteri profiline sahiptir. Bu kahvehanelerde tütün ve kahve içilir, kimi yerde satranç, dama ve benzeri oyunlar oynanır, mâni atışmaları yapılır. Zamanın irfan sahipleri, bu kahvelere oyun oynamak için gelir, işsiz veya serseri olarak tanımlanan gruplar toplanır, mâniciler ise mâni atışırlar (Emeksiz, 2009, s. 132). Müzikle ilgilenenler ise semai kahvelerinde saz çalar, söyler, klarnet, çifte nara darbuka, maşalı zil gibi çalgılarla saz takımları fasıllar yapardı.

Şekil 3. Ano Poli’de (Yukarı Kent’te) bir Osmanlı Kahvehanesi (Mazower, 2007, s.289)

Toplumun boş zamanını değerlendirmek, sosyalleşmek ve eğlenmek için bir araya geldiği benzer kahvehane kültürü, Selanik’te de vardı (Mazower, 2007, s.55). Ancak bulunduğu coğrafi konumu ve kültürel yapısı nedeniyle özgün bir kahvehane ve eğlence kültürü gelişmişti. Özellikle XIX. yüzyılın sonlarında biten demiryolu projesiyle birlikte kent, Avrupa’ya yakınlaştı ve bu süreçten itibaren bir yandan valslerin, polkaların diğer yandan geleneksel müziğin duyulabildiği kafeler, cazip eğlence merkezleri haline dönüştü (Gilles, 2001, s.218-227). Aynı dönem İstanbul’un Galata ve Pera gibi semtlerinde Türklerin de müdavimi olduğu, Batılı tarzda kafe şantanlar, müzikholler açılmaya başlanmıştı. Ancak fasıl müziğinin icra edildiği meyhane kültürü de oldukça popülerdi. Mazower, 1912 yılından önce Selanik’in İstanbul’la yakın müzikal temasları olduğunu, padişahın hizmetindeki müzisyenlerin Kafe Mazlum adıyla bilinen 1917 yılındaki büyük yangında yok olan bir sahil mekanında konserler verdiklerini aktarır (2007, s.399). Esasen Birinci Balkan Savaşı’na (1912) dek İstanbul’daki eğlence mekanlarında çalışan birçok Rum müzisyen ve şarkıcı da Selanik’in eğlence hayatında belirmeye başlamıştı. Yunanistan’da açılan bu kafelerin ilk müzisyenleri, kadın şarkıcı ve dansçıları, Rum, Yahudi ve Ermeni müzisyenlerdi (Pennanen, 2004; Koglin, 2008). Sahnede Batı müziği formundaki napoliten ve polkaların yanı sıra kanto, gazel, şehir ve kırsal bölgelerden, Anadolu, Yunanistan ve Adalar’dan halk şarkıları seslendirilirdi (Pennanen, 2004). Bu tarz bir kafe kültürü, Anadolulu Rumlar’ın Yunanistan’a göç etmek zorunda bırakıldığı 1923 yılından sonra, gün geçtikçe popülerleşerek varlığını devam ettirdi. Bu mekanlarla birlikte Selanik’te türkü ve gazellerin okunduğu, tabiri câizse hem alaturka hem de modern olarak tanımlanan yeni stil bir şehirli müziğin icra edildiği modern bir kahvehane kültürü yeşerdi.

”Şark Kahvesi”ni Deneyimlemek

Selanik, 1990’lı yıllara kadar tüm ülkede hüküm süren batılılaşma yanlısı kültür politikalarına maruz kalır. Bu süreçte geleneksel eğlence kültürü, kimi zaman politik ve toplumsal baskılar arasında terk edilmeyle yüzleşmiş, ancak hiç bir zaman popülerliğini kaybetmemiştir. Sonuçta, bugün hala geleneksel eğlence kültürünü yaşatan eski Osmanlı şehirlerinden biri olmaya devam etmektedir. Henüz XX.yüzyılın başlarında Osmanlıdan ayrılan kentin kahvehaneleri de tarihsel konumlanışı sebebiyle doğu ve batı arasında, hem Anadoluya özgü hem de Avrupai bir üslup taşır. Kimi zaman İstanbul, İzmir, Halep, Bosna Hersek, Makedonya gibi eski Osmanlı şehirlerinin, kimi zaman da Portekiz, İspanya, İtalya gibi Akdeniz ülkelerinin mekan kültüründen izler görülür. Bu mekanlarda hem bölgenin kültürel özelliklerini yansıtan Balkan ezgilerini, hem de bir Anadolu türküsünü veya buzuki eşliğinde yankılanan bir Akdeniz ezgisini duymak mümkündür.

2017 yılında Dimitris Vasiliadis tarafından açılan Şark Kahvesi de Anadolu kahvehaneleri gibi farklı zamanlarda çok anlamlılığı temsil eden bir eğlence mekanıdır. Selanikli gençler gündüz kahve içip tavla oynamak, sohbet etmek, akşam ise içki ve yemek eşliğinde geleneksel müzik dinlemek için bu mekanı tercih etmektedir. İlk kez 2017 yılında keşfettiğim Şark Kahve’sinde karşılaştığım manzara, eski bir Anadolu kahvehanesinin bugüne yansıyan bir görüntüsü gibiydi. Masa ve sandalyeler, bir köşede sıralanmış nargileler, duvara asılmış resimler ve işlemeli ince bir halı, geleneksel Anadolu motifleriyle bezenmiş ufak yastıklar, bir masanın üzerine konumlandırılmış Karagöz ve Hacivat biblosu, detaylı bir Anadolu tasviri gibiydi. Servis sırasında sunulan çay bardakları, bakır çaydanlık, fincanlar, lokumla birlikte gelen geleneksel Yunan Kahvesi, mezeler ve yemekler ise kahvenin atmosferini tamamlayan en önemli öğeler olarak zihnimde kalan ayrıntılar.

 

Şekil 4-8. Mekandan görüntüler4

Şehirde geleneksel müzik icra eden grupların sahne aldığı çok sayıda eğlence mekanı olmasına rağmen Şark Kahvesi’nin özelliği, geleneksel Anadolu kültürü ve müziğini bir bütün olarak canlandıran mekansal bir atmosfer yaratması. Aynı zamanda müzisyen olan mekanın işletmecisi Dimitri Vasiliadis, bu tür mekanlara genç dinleyici kitlesinin büyük ilgi gösterdiğinden, yakın gördükleri kültürlere dönük bir arayış içerisinde olduklarından söz ediyor:

“Çok önemli ki iki üniversite ve bölüm var. Selanik’te ve Arta’da. Genç müzisyenler geleneksel ve klasik müziği öğreniyor. Böyle genç müzisyenlerden oluşan yeni bir kitle var ve bu kitle büyüyor” (Vasiliadis, kişisel görüşme, 2018).

Şark Kahvesi, yalnızca dinleyici olmak isteyen kitleye değil, performans göstermek isteyen gençlere de öncü olabilecek bir mekan. Bu kahvede her akşam farklı tarzda müzik icra eden toplulukları görebilmek mümkün. Mekanda sahne alan toplulukların en önemli özellikleri, Balkanlar’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada icra edilen makam müziği pratiğini sürdürmeleri. Bu nedenle herhangi bir performans sırasında kimi zaman Ermeni, Ladino, İbrani, kimi zaman Türk, İran ve Arap ezgileri duyulabilir ki bu tarz müzik pratiği, şehirde hiçbir zaman popülerliğini yitirmemiştir. Dafni Tragaki (2007) ve Eleni Kallimopoulou (2009), şehirde yaptıkları alan araştırmalarında, 1970’lerden itibaren şehirde özellikle Anadolu müziğine olan ilginin de arttığını gözlemlemiştir. Selanikli gençler, kanun, ney, tanbur, bağlama gibi enstrümanları öğrenmeye başlamış, böylece İstanbul ve Selanik arasında yeni bir kültürel köprü oluşmuştur. Bugün şehirde hatırı sayılır bir miktarda Türk müzisyen yaşamakta, çeşitli kurumlar aracılığıyla enstrüman eğitimi vermektedir. Şark Kahvesi’nin işletmecisi Dimitri Vasiliadis de 1990’lı yıllarda Türk müziğine ilgi gösteren genç müzisyenlerden biri olarak uzun yıllar İstanbul’da yaşamış, Halil Karaduman, Göksel Baktagir, Ahmet Meter, Bahadır Şener gibi çok sayıda müzisyenden kanun dersleri alma ve birlikte çalışma imkanı bulmuştur. Dimitri, bugün geleneksel müzik icra eden, Tanzimat Project isimli topluluğa kanun çalarak eşlik etmekte ve düzenli olarak Şark Kahvesi’nde sahne almaktadır. Yunanistan’da yaşayan bağlama icracısı Cihan Türkoğlu, fasıl müziği icra eden Sinafi Trio5 da belirli zamanlarda Şark Kahve’sinde program düzenlemektedir. Mekanda bu toplulukların sahne aldığı herhangi bir akşam, Türkçe ve Yunanca geleneksel şarkıların birlikte söylendiği çok dilli bir repertuvarı dinlemek mümkündür.

Dimitri, Tanzimat Project isimli toplulukla birlikte

Araştırmacılar, Türk müziğine olan bu ilginin artmasının sebeplerinden biri olarak, şehirde yaşayan Anadolu kökenli Rumlara işaret etmektedir (bkz. Kallimopoulou, 2009). Muhakkak ki, bir buçuk milyonu aşan insanın Anadolu’yu terkederek Yunanistan’a yerleşmek zorunda kaldığı Mübadele göçünün, 6-7 Eylül 1955 yılından sonra çoğu İstanbul’u terkeden ve bu şehre yerleşmiş olan Rum nüfusun etkisi yadsınamaz. Dimitrie de, Anadolu’dan göç eden bir ailenin temsilcisi olarak, tanıdığım tüm diğer Rum müzisyenler gibi Anadolu kültürüne aynı hassasiyetle yaklaşmaktaydı. Bir müzisyen olarak Anadolu müziğine dair fikirlerini sorduğumda ”İki toplum aynı kökten geliyor, müziğimiz de aynı kökten” diyordu (2018, Kişisel Görüşme). Dimitrie’nin fikir ve duygu dünyasından yansıyan cümle, bu mekansal pratiklerin Selanik’te popülerliğini sürdürmesinin temeline de işaret etmekteydi. Yüzyıllardır iki toplumun gündelik yaşamını şekillendiren din ve din dışı müzik pratikleri, benzer bir estetik zevki yansıtmaktaydı. Dimitri ile konuşurken, gözüm duvarda asılı resimlere ve kasetlere ilişti. İhsan Özgen’in Anadolu albümünden Bektaşi Nefesleri’ne, Lale Nerkis Hanımlar’dan Safiye Ayla’ya, Talip Özkan’dan Hamiyet Yüceses’e kadar çok sayıda ismin yer aldığı kaset, Anadolu’nun müzikal belleğine ses veren nostaljik bir temsil olarak kahvenin baş köşesinde sıralanmıştı. O an, mekanda yerini alan her bir unsurun, Dimitrie’nin fikirleriyle şekillenmiş kurgusal bir tarihi canlandırdığını; bu kurgu içerisinde, geçmişte olduğu gibi farklı coğrafyaları ve farklı kültürel dokuları bir araya getiren kahvehanelerin sembolik olarak yaşatıldığını düşündüm. Daha önemlisi, şehrin tarihinde barınan müzikal yaşanmışlıkları yeniden deneyimliyor olma hissini, Doğu’dan Batı’ya uzanan geniş bir coğrafyayı yansıtan makamsal ve tonal müzik tınılarının, ritmik yapıların nasıl sentezlendiğini ve icra pratiklerinin güncel olarak nasıl devam ettirildiğini duyumsamak, Şark Kahvesi’nde ziyadesiyle mümkündü.

Şekil 9. Dimitri’nin Müzik Arşiv Köşesi

Mekana ve Selanik’e dair belleğimde kalanlar

Şark Kahve’sine dair izlenimlerim, Selanik’te bulunduğum 2017 ve 2018 yıllarında yaptığım alan araştırmaları sonucunda şekillendi. Deneyimlerim doğrultusunda, geçmişi oldukça eskiye dayanan, çok sayıda kültürün bir arada yaşadığı eski bir Osmanlı şehri olan Selanik’in müzikal dokusunu ve tarihsel bağlarının bir müzikli mekana nasıl yansıdığını anlatabilmeyi amaçladım. Bugün şehrin müzikal belleğini yaşatan kahvehaneler, Anadolu’nun müzik geleneği ve kültürünü devam ettiren, hem bir okul hem de bir eğlence mekanı olarak mevcudiyetlerini sürdürmektedir. Yalnızca Selanik’te değil, Atina gibi büyük şehirlerde de, Şark Kahvesi’nin tarzını yansıtan müzikli mekanlara ve bu mekanlarda sıkça icra edilen geleneksel Anadolu ezgilerine olan ilginin artması, esasen toplumun maruz kaldığı amnezi halini geride bırakarak hatırlamaya odaklandığı, Osmanlı kültür mirasını yeniden keşfetmeye başladığı paralel bir zamana denk düşer (bkz. Mazower, 2007, s.471). Yunanistan da uzun yıllar Türkiye’nin yaşadığı gibi kültürel anlamda bir batılılaşma serüveni yaşamıştır. Bugün Yunanistan’da kalabalık genç kitlenin genel olarak hem kendi geleneksel müziklerine hem de Anadolu müziğine olan ilgisini, estetik beğeninin ötesinde şehre ait müzikal belleğin yeniden keşfedilmesi olarak yorumlamak mümkün. Şark Kahvesi’nde karşılaştığım bu tür bir keşif, mekan ve müzik pratikleriyle bütün olarak genç neslin kültürel farkındalık haline işaret ediyor. XXI.yüzyılda Anadolu müziğine dair tahayyüllerin, mekana nostaljik bir atmosfer kattığını ve bu anlamda somut olarak yerleştirilmiş her bir detayın ise mekana egzotik bir temsil olarak yansıdığını alenen gözlemlemek mümkündür.

 

Kaynakça

Çelebi, Evliya. 2003. Evliya Çelebi b. Derviş Mehmed Zılli Evliya Çelebi Seyahatnamesi VIII. Kitap. Der. Seyit Ali Kahraman&Yüce Dağlı&Robert Dankoff. İstanbul: Altın Matbaacılık.

Çelebi, Evliya. 2011. Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi, 8. Kitap 1. Cilt. Haz. Seyit Ali Kahraman., İstanbul: YKY Yayınları.

Emeksiz, Abdulkadir. 2009. Karaların ve Denizlerin Sultanı İstanbul Cilt II. Haz. Filiz Özdem. İstanbul. YKY Yayınları.

Koglin, Daniel. 2008.  Marginality, A Key Concept to Understanding the Resurgence of Rebetiko in Turkey, Music and Politics, 2(1), s. 1-38.

Marcus, George. E . 1995.  Ethnography in/of ıhe World System: T he Emergence of Multi-sited Ethnography. Annual Review of Anthropology 24, 95-117.

Kallimopoulou, Eleni. 2009. Paradosiaka: Music, Meaning and Identity in Modern Greece, Ashgate Publishing: Farnham.

Kömeçoğlu, Uğur. 2018. Homo Ludens ve Homo Sapiens Arasında Kamusallık ve Toplumsallık: Osmanlı Kahvehaneleri. Osmanlı Kahvehaneleri Mekân, Sosyalleşme, İktidar. s.55-91, İstanbul: Kitap Yayınevi

Mazower, Mark. 2007. Selanik: Hayaletler Şehri. Hristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler (1430-1950). Çev. Gül Çağalı Güven. İstanbul: YKY Yayınları

Nutku, Özdemir. 1997. Meddahlık ve Meddah Hikayeleri. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları

Öncü, Ayşe& Weyland, Petra. 2010. Mekan, Kültür, İktidar. Çev. Leyla Şimek, Nilgün Uygun. İstanbul: İletişim Yayınları.

Pennanen, R. Pekka. 2004. The Nationalization of Ottoman Popular Music in Greeece, Society for Ethnomusicology. 48(1), s. 1-25.

Tragaki, Dafni. 2007. Rebetiko Worlds. Cambridge Scholars Publishing,UK.

Veinstein,Gilles. 2001. Selanik 1850-1918. Çev. Cüneyt Akalın. İstanbul: İletişim Yayınları.

Vasiliadis, Dimitri. 2017-2018. Kişisel Görüşme, Selanik

Notlar

  1. Yunanca’da Anatoli, Şark anlamına gelmektedir.
  2. Şekil 1 ve 2’de kullanılan fotoğraflar için bkz. http://www.levantineheritage.com/salonica.htm
  3. Evliya Çelebi, Selanik halkının konuştuğu dil hakkında da bilgi vermektedir: “Ekseriyyâ halkı dörd lisân üzre kelimât ederler, ammâ fasîh ve belîğ Türkçe bilirler ve Rûmca ve Bulgarca dahi bilirler, ammâ lisân-ı Yahûdî’yi gâyet çok bilirler, zîrâ şeb [ü] rûz ihtilât-ı kâr [u] kisbleri çufudlar iledir kim ankâ bâzergânları gâyet çokdur.”(Çelebi, 2003, s.70).
  4. Şekil 4’ten itibaren yazıda yer alan görseller 2017 tarihinde Selanik’te tarafımdan çekilen ve Dimitrie Vasiliadis’in kendi fotoğraf arşivinde yer alan fotoğraflardan oluşmaktadır.
  5. Repertuvarında Türkçe, Ermenice, Arapça şarkılar yer alan grup, İstanbul’da yaşayan üç Yunan müzisyen Fotini Kokkala (kanun), Marina Liontou (ud) ve Elena Mudiri Hasiotou (vocal, percussion) tarafından kurulmuştur.
Yazar: |2019-03-11T17:47:11+00:0011 Mart, 2019|Güncel, İzlenimler, Musikiye Dair|0 Yorum

Yazar Hakkında:

1989 yılında Ankara'da doğdu. 2008-2011 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü Opera Anasanat Dalı'nda başlayan müzik eğitimini, 2015 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nin Müzik bölümünden mezun olarak tamamladı. Üniversitede dört yıl boyunca hem Batı, hem de Türk müziği alanında eğitim aldı. Oya Akyıldız'dan piyano, Fatih Bingöl’den klasik gitar, Opera Sanatçısı Gökçen Gültek ve Serkan Kocadere’den şan, Bilgin Canaz'dan ney dersleri aldı. Bu süreçte altı ay Macaristan'ın Szeged Üniversitesi'nde öğrenci olarak bulundu; ses kullanım teknikleri üzerine çalıştı, vokal teknikleri üzerine workshop ve eğitim seminerlerine katıldı. Çeşitli projelerde, ulusal ve uluslararası konserlerde solist veya korist olarak görev aldı. Yüksek lisans eğitimine, 2015 yılında kazandığı İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji bölümünde devam etti. Tezini, göç ve kültürel kimlik açısından ele aldığı Yunanistan'da popüler olan Türkçe-Rumca iki dilde söylenen geleneksel şarkılar üzerine yaptı. Halen araştırma görevlisi olarak çalıştığı İTÜ TMDK Müzikoloji bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir ve ağırlıklı olarak Tarihsel Müzikoloji alanında çalışmalar yapmayı sürdürmektedir.

Yorum Bırak